31 Ocak 2008 Perşembe

E-MUHTIRA

sapka.jpg

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının, başta din olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönem de artırdıkları müşahade edilmektedir. Uygun ortamlarda siyasi partilerin sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; dini kuralların yeniden tanımlanması isteklerinden, dinimizin yaşama alanını kapsayan bazı uygulamalarına alternatif kurallar düzenlemeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.Bu faaliyetlere girişenler, Türk halkının lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü istismar etmekten çekinmemekte, halka açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları laiklik kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar.

Özellikle yazılı ve görsel medyanın kullanıldığı bu tahribat, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Türk sosyolog ve siyaset bilimci Şerif Mardin “Mahalle baskısı” adı altında yeni bir paranoya akımı başlatıp, günlerce yazılı ve görsel basında dini hassasiyeti olan insanlar üzerinde dolaylı baskı oluşturulmuştur.

Malatya, Dağlıca, Hrant Dink gibi toplumsal infiale yol açan katliamlarda herhangi bir açıklama, e-açıklama, basın duyurusu yapmayan bazı kurumlar, konu din ve türevi sorunlar olunca, yerini bilmeksizin açıklamalar yapmaktan kaçınmamaktadırlar.

Malum çevreler de İnancı gereği başörtüsü takan insanları, Cumhurbaşkanı nın eşinin dahi başörtüsüne alternatif kapanma yöntemleri geliştirilmeye çalışılıp alaya alma, hafif görme refleksleri gelişmiştir.

Başörtüsü karşıtı olan ve kutsal dinimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu temel de sorunlu anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.

Son günlerde, problemin çözülmesi vaadiyle cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir destek alan mevcut hükümet ve yine bu ve benzeri sorunları çözme vaadiyle iyi bir temsil gücüne sahip olan diğer bir siyasi partimiz, meclis çatısı altında bu sorunu çözme gayreti içerisine girmişlerdir.

En yüksek kurum olan TBMM, gücünü, yerini, haddini bilerek bu sorunu çözmek ve azınlığın infialinden korkmamak durumundadır.

Nitekim yüzyıllardır devletine karşı gelmemiş bir toplum sivil itaatsizliğe doğru itilmektedir. Çoğunluğun vereceği tepki bu sefer sadece sandıkta olmayabileceğini öngörmesi gereken TBMM çatısı altındaki vekiller, aklın, hukukun ve vicdanın gereği olarak bu sorunu çözmek zorundadırlar.

Özetle Sayın Milletvekilleri; bu sorunun bu kadar tartışma ve sıkıntı kaynağı olmasını sağlayanların, bu kadar çaresizliğe düştükleri bir zamanda bu sorun çözülemez ise, bir daha sonuç alma gayretlerinin oluşamayacağını bilmek zorundalardır.

Türk Halkı, bu değerlerinin korunması için Demokrasiler de kendisine verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusunda sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmekte ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Hiç yorum yok: